Inceldigi yerden kopsun

Askerden geleli 4 ay olmustu. Korkunc kazanin uzerinden ise tam bir yil gecmisti. Geceleri ter icinde uyanip, ciglik atmayi, devamli unutsam da olayin beni hic etkilemedigini de soyleyemem. Rutin egitimlerimizden biri icin cavusumuzun bizim bolugu goturdugu yaylada verilen molada, arkadaslari guldurmek icin amuda kalkmis yururken, bir mayina basip kollarimi kaybetmistim. Cavusun egitim hakkinda verdigi on konusmayi dinlemenin ne kadar onemli oldugunu o kara Cuma, cok aci bir sekilde ogrenmistim. Patlamadan sadece parmaklarim parcalanmadan kurtulmustu. Geri dikmeyi teklif ettiler ama kollarim olmadan asla diyerek reddettim. Boluk komutanimiz, artik egitimlerde amuda kalkip askerlerin moralini yukseltme gorevimi yerine getiremeyecegimi iddia ederek, beni eve yollayan kagitlari agzima tikistirdi hastaneden cikar cikmaz.

Askerden geldikten sonra da hersey gulluk gulistanlik ilerlemedi. Once yuzme takimim sirtini dondu bana, sonra da havaalaninda inip kalkan ucaklara artik bayrak sallayamayacagimi iddia ederek isime son verdiler. Sabah aksam icmeye basladim. En iyi arkadasim Serhan ile, her aksam o bar senin bu bar senin geziyorduk. Serhanlarin Istanbulda alti tane barlari vardi ve cogunluk o bar onun, o bar da onun diye geziyorduk. Mart ayinin son Cumartesi aksami en sevdigimiz diskoya gitmistik. Bir iki saat sonra hava almak icin disari ciktim. Bir sigara ictikten sonra, iceri girmek icin kapiya geldigimde bodyguard onume dikildi. Saga hamle yaptim, o da saga hamle yapti, soldan gecmeye kalkistim, o da sola gitti. Yolda olan o isimsiz sevimli karisikliktan oldugunu varsayip gulumsedim, ama o buz gibi bakislarini gozlerime dikmis, susuyordu. Biraz once iceriden ciktigimi, geri girecegimi soyledim. 'Damga bastirdiniz mi girerken?' dedi. Basimla hafifce eskiden kollarimin oldugu yeri gosterdim. 'Uzgunum damga yoksa yeniden giremezsiniz' dedi.

Cok sinirlenmistim, sakin kafayla bir plan yapabilmek icin, kaldirima oturdum. O sirada yalniz olmadigimi farkettim. Yanimda oturan, esmer, orta yasli, sik giyimli, yanaginin ustunde, benimkiyle tam ayni yerde, kocaman bir ben olan, gunes gozlukli bir adam sessizce agliyordu. Barlarin onunde, kaldirimda oturmus tek basina aglayan orta yasli, sik giyimli, yanaginda ben olan adamlar gordum mu hic dayanamam. Yanina yaklasip, 'Neyiniz var? Neden agliyorsunuz?' dedim. Basini kaldirip bambi gozlerle bakti ve 'Valet, 15 dakika once arabami getirecegini soylemisti, hala yok, bir daha hayatim boyunca hicbir valeye guvenebilir miyim bilmiyorum!' dedi. 'Uzulme, arabani bulacagiz' diyerek elimi dostca omzuna koydum. 'Ne renkti araban, hatirliyor musun?' diye sordum, mendilimi agzimla uzatarak. Kirmizi spor bir arabasi oldugunu soyledi. Valet'nin muhtemelen o anda arabasiyla Bulgaristan sinirinda oldugunu, dolayisiyla onun da otoparktaki kirmizi spor arabalardan birini almaya otomatikman hak kazandigina ikna ettim yeni arkadasimi. Otoparktaki mavi SUV'lerden birisini almak uzere anlastik. Guvenlik gorevlilerini uyandirmamak icin ayakkabilarimizi cikarmamiz gerektigini soyledi. Tam parmak uclarimizda ilerlerken, karanlikta kalmis bir su birikintisine basarak coraplarimi su icinde biraktim.

Adam, coraplarimi cikarip atmami, onlar icin artik birsey yapamayacagimizi soyledi. Icim sizlayarak cikarip attim ve arabaya bindim. Gezmeye basladik. Yolda gordugumuz guzel kizlara korna calmamiz gerektigini hatirlatiyordum devamli. Korna caldigimiz kizlardan bircogu sanki hic calmamisiz gibi yurumeye devam ediyor, bir kismi ise el sallayarak memnuniyetlerini belirtiyordu. Saatlerce gezdik Istanbul sokaklarinda. Sabaha karsi ayaklarim usumeye basladi. Torpido gozunde corap vardir belki umidiyle bakinirken, bir yun maske ve bir adet silah buldum.