Ben bir mucidim. Gecen hafta yeni icadima son seklini verdim ve bu sabah patent burosuna goturmek uzere erkenden kalkip dusumu almak uzere banyoya gittim. Uzun ve husranlarla dolu mucitlik hayatimin, ilk buyuk patlamasi olacagini hissediyordum. Kuvete adimimi atar atmaz sag ayagimin altinda bir karincalanma hissettim. Panikle ayagimi kaldirdim ve evcil karincam Kararinca'nin uzerine bastigimi gordum. Onu nerede olsa tanirdim cunku tek bacagi digerlerinden kisa oldugu icin yururken sevimli sevimli topallardi. Basimdan asagi kaynar sular dokuldu. Dusun ayarini yine yapamamistim ve dumanlar fiskirtan su korkunc sicakti. Cani sikilinca kafesinden cikip dolasmasina izin verirdim ve boyle korkunc bir son aklimin ucundan bile gecmezdi. Kararinca'nin arkasinda cenazesine geldikleri belli olan, tek sira halinde dizilmis, uzgun gorunumlu yuzlerce karinca belirdi birden. Moral bozukluguyla gunun geri kalaninda baska terslikler olmamasini dileyerek dusumu aldim ve evden ciktim.
Evet, mucidim dedim ama hayatimi hic de kolay kazandigimi soyleyemem. Gladyatorlere ne kadar talep varsa bizlere de o kadar var ekonominin bu halinde. Su anda serbest calisiyorum ama iki sene oncesine kadar TUBITAK'da kadrolu bilim adamiydim. Fakat 'Ormanda dusen agac, etrafta duyacak kimse yoksa ses yapar mi?' konusundaki deneyde, kendimi tutamayip devamli ormana giderek deneyin sonuclarini etkiledigim icin kovdular beni. O gun bugundur, ufak tefek icatlarla hayatimi kazanmaya calisiyorum. Hicbiri fazla tutmayan icatlarimdan bazilarini duymus olabilirsiniz. Banyodan sonra burun killarini kurutmak uzere mini kil kurutma makinesi, taksiciler icin likid gaz bebek, camasir yikamak icin arka bahceye kurulan yapay nehir bunlardan bazilari. Basarmaya en cok yaklastigim ise, tetigi cekince tabancadan cikan sopanin ucundaki bez parcasiydi. O zamanlar bu bez parcasinin ustune 'BANG' yazmayi akil edemeyip Ataturk'un Genclige Hitabesini koymustum ve bazi okullar bayrak torenlerinde kullanmak uzere yuksek miktarlarda satin almislardi. Ancak tabancayi oyuncak yapmak da o is yogunlugunda aklimdan ucuvermis ve birkac ogrenci yaralaninca bulusumu piyasadan cekmek zorunda kalmistim.
Bu sefer turnayi gozunden vurduguma emindim. Talebin cok yuksek olacagi garanti olan bir bulus vardi elimde. Adini Dilomatik koydugum bu minik bulus, dilsizlerin kullanimi icin postanelere konulacak olan ve icinde pul yalama fonksiyonlu gercek diller ve dilin kurumamasi icin, kucuk bir durum doner bulunan camekanlardi. Elimdeki tek ornek olan ve gelistirmesi bir bucuk yilimi alan kucuk cam kutuyu yanima alarak evden ciktim.
Nisanlim Selin, hep cagin gerisinde yasadigimi soyleyip basimin etini yer dururdu. Ona yanildigini ispatlamak ve diger mucitlerin yeni buluslarini da kullanabilecegimi gostermek icin, Bell diye bir adamin telefon adini verdigi aletten almistim bir tane. Ne yazik ki, alet bozuk ciktigindan aldigim dukkana ugrayip geri verecektim bulusmamizdan once. Iceri girdim ve tezgahta duran genc adama:
'Iyi gunler. Sizden aldigim bu telefon bozuk cikti. Hangi tusa basarsam basayim farkli bir dit sesi geliyor ve bir de kafasina esen garip anlarda zir zir calip duruyor. Bunu geri vermek istiyorum lutfen!' dedim.
Satici binbir ozur diledikten sonra telefonu geri aldi ve fark almadan yerine bir cep telefonu verdi. Koca aleti verip ufacik seyi almak biraz zoruma gitse de saticinin telefonun her tur cebe uyabilen bir model oldugunu soylemesi ve benim cebime de cuk oturmasi uzerine kabul edip sevincle dukkandan ciktim. Kaldirimda adamin numaram oldugunu soyledigi numarayi cevirdim ve kulaklarima inanamadim. Insanlarin istedikleri zaman bana ulasabilmelerini saglamakla yukumlu simarik alet mesgul caliyordu. Sinirle en yakindaki cope attim ve Selinle bulusacagimiz kafeye dogru surmeye basladim arabami.
Selin kucaginda bir kedi ve buyuk bir gulumseme ile bekliyordu. Beni gorunce ayaga kalkip yanima kostu ve:
'Bak annemin sana hediyesi, sevdin mi?' dedi.
Onsekiz yasimdayken, beden dersinde uzerinden atlamak uzere oldugum beygirin yana cekilmesi uzerine legen kemigimi kirmistim. Koyde yasadigimiz icin okulun beygir aleti alacak parasi yoktu ve gercek beygir kullaniyorduk. Hatta derslerde fis olarak hocanin KDV fislerinin arkasina yazdigi cumlelerle sokmustuk okumayi da. Neyse konuyu dagitmayim, koyun tek doktor/berber/nalbant/muhtari olan Dr. Recep Emmi koy camasirhanesinden getirttigi plastik bir legenden aldigi parcayi takarak iyilestirdi beni. O gunden beri hayvanlara hic kanim isinmadi.
'Ama hayatim hayvanlara karsi duygularimi biliyorsun. Hem bugun karincam Kararinca'nin uzerine bastim. Anisina saygisizlik olmaz mi?' dedim saskin bir ifadeyle.
'Onu bunu bilmem. Annemle aranizin duzelmesi icin bu hediyeyi kesinlikle kabul etmek zorundasin.' dedi Selin kollarini kavusturarak.
'Ama aramiz bozuk degil ki' diye yanitladim sicaktan bunaldigi belli olan Selin'i kizdirmamaya ozen gostererek.
'Nasil degil? Yillardir annemin elini opmeye sadece Cadilar Bayraminda gelmene bozulmadigini mi saniyorsun? Hem bu kediyi cok sevecegine eminim, korkunc zeki. Ingilizce konusuyor hayvan. Seni beklerken my love dedi bana'
'Sacmalama Selin. Miyav demistir sadece. Senin Amerikan Kulturdeki Ingilizce derslerinden beynin sulandi sanirim.' dedim onun icin hafiften endiselenerek.
'Dersler dedin de noldu biliyor musun? Son iki donemin parasini odeyemedigim icin eve haciz memurlari geldi. Para edecek hicbir sey bulamadiklari icin ogrettikleri Ingilizceyi geri almaya karar verdiler. Bir hafta icinde tum ogrendiklerimi unutmam gerekiyor.' dedikten sonra mahzun bakislarini kahve fincanina yoneltti hemen.
Selin hayati boyunca sadece hayir kurumlari ve gonullu yardim derneklerinde calistigi icin asla eli para gormemisti. Gecen yil genclere alkolun zararlarini anlatmak icin Yesilay'a alternatif Tekilay adinda bir dernek kurdu. Slogan olarak kendilerine 'Tekilayla elele, daha guzel gunlere' cumlesini secince devlet tarafindan kapatildilar. Bu aniyi hatirladigimda yuzume yayilmak uzere olan gulumsemeyi zor bastirarak:
'Hic uzulme askim. Bugun su patenti bir alayim, Dilomatik aninda peynir ekmek gibi satilmaya baslayacak ve tum dertlerimiz bitecek' dedim kolunu sivazlayarak.
'Bilmiyorum, sen gecen sene gecici olarak seyyar arabayla ekmek arasi peynir sattigin zaman da boyle demistin ama noldu gordun. Neyse, sen gec kalacaksin hadi gidelim. Yolda beni kuafore birakirsin degil mi? Bu kisa saca bir turlu alisamadim, atmadilarsa kestirdigim saclarimi geri alacagim.' diyerek ayaga kalkti ve arabaya yurumeye basladik.
Taksimden asagi inerken trafik isiklarinda cami silmek icin arabanin uzerine orta yasli bir adam egildi. Robinson Crusoe'nun gemilere el etmedigi bir siddetle kollarimi saga sola sallayip 'Istemem!' diye bagirmama ragmen, elindeki bezi cama surdu ve bir parmak camur on cama yayilarak gorus alanimi sifirladi. Yandaki arabalarin hareket etmesi uzere yesil isigin yandigini anlayip ayagimi gaza basmamla boguk bir ses geldi arabanin onunden. Hemen asagi inip baktigimizda cam silici adami on tekerleklerin arasinda yatarken bulduk. Aciyla dislerini sikarak bana bakti ve:
'Abi bujiler meme yapmis gibi gozukuyor, bir bakima gotur istersen arabayi!' dedi.
Selin'le adami kollarindan tutarak arka koltuga yatirip Taksim Devlet Hastanesine dogru son hizla yola ciktik. Adamcagiz inleyerek arka koltuktan:
'Zahmet olacak size de. Ben buradan bir dolmusa atlar giderdim!' dedi. Sok olmus bir halde donup:
'Sacmalamayin, hic konusup gucunuzu de harcamayin! Sadece bagirsaklarinizi kedinin tarafindan toplamaniz yeterli' derken adamin cok tanidik bir tipi oldugu dikkatimi cekti. Adam da bakisimdan onu tanidigimi anlamis olmali ki hemen yanitladi:
'Evet ben aktorum oradan tanidiniz herhalde. Cekecegimiz yeni dizide cam silici rolu oynayacagim icin uc aydir onlarla yasayip rolume konsantre oluyordum. Sanirim fazla kaptirdim kendimi.' dedi aciyla siktigi dislerinin arasindan.
O sirada hastaneye gelmistik bile. Adami sedyeye yerlestirdik ve kaydini yaptirdik. Giderken 'Buyurmaz misiniz? Benim operasyondan sonra size cay ikram ederdim' diyordu hala zavalli.
Disari cikarken Selin'e o aksam arkadaslarla her Sali oldugu gibi bulusup benim evde essek oynayacagimizi hatirlattigimda, birden sinirle patladi ve:
'Tombalayi sana biraktirmam dort yilimi aldi, simdi de bu essege sardirdin. Senin sonun kotu. Artik seninle hayatimi paylasmak istedigimden bile emin degilim!' diyerek aglayarak kosmaya basladi. Tam arkasindan firlamistim ki bir taksiye atlayip uzaklasti. Panikle saatime baktim ve patent ofisindeki randevuma sadece 20 dakika kaldigini gordum. Kosarak arabaya bindigimde kotu giden gunun son darbesini yedim. Kayinvalidemin hediyesi kedi, arka koltukta biraktigim Dilomatik'in tek numunesinin icindeki dilin son parcasini agzina atmis yalaniyordu. Direksiyona yigilip kaldim ve yarim saat kadar radyoda calan beyin uyusturucu pop sarkisinin da etkisiyle kipirdayamadim.
Aksam, dokuz bucuk civarlarinda arkadaslar teker teker damlamaya basladilar. Oyun basladi ve yarim saat sonra hic konusmadigimi farkeden Murat bana donerek:
'Noldu olum? Dilini kedi yuttu galiba bu aksam!' dedi.